Sessizce Ama Net: Sınır Koyabilmek
Sınır koymak bazen hiçbir şey açıklamamaktır.
Kalmak ama geri çekilmemektir.
Sınır koymak çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Kimi zaman sertlik, kimi zaman bencillik, kimi zaman da kopuş sanılır.
Oysa sınır koymak; kimseyi itmeden, kimseyle savaşmadan kendinle kalabilme halidir.
Sınır, bir duvar değildir.
Bir mesafedir.
Nefes alabileceğin kadar, kendin olabileceğin kadar.
Bir noktadan sonra insan şunu fark eder:
Her şeye yetişmek, herkesi anlamak, her yükü taşımak zorunda değildir.
Ve bu fark edişle birlikte beden de, zihin de yavaş yavaş dikleşir.
Sınır koymak bazen “hayır” demek değildir.
Bazen sadece açıklama yapmamaktır.
Bazen geri çekilmek değil, yerinde kalmaktır.
Kimseye kendini ispatlamak zorunda olmadan…
Kırmadan ama eğilmeden…
Sessiz ama kararlı bir duruşla.
Çünkü gerçek sınırlar bağırmaz.
Savunmaya geçmez.
Kendini anlatmaya çalışmaz.
Gerçek sınırlar orada durur.
Eğer bu satırlar sana tanıdık geldiyse,
belki de artık senin de içinden geçen tam olarak budur:
Daha az yük, daha net mesafe, daha çok kendin.
Sınır koymak bir kopuş değil,
kendine doğru atılan sakin bir adımdır.
Ve bazen en güçlü şey,
hiçbir şey söylemeden durabilmektir.
Handan Demiroğlu Akademi
Kendinle arana kimseyi koymadan.
Bu yazıyı okurken kendinden bir parça bulduysan,
aşağıdaki mini rehber senin için hazırlandı: